| ORDUBEYİ @ ÇİRKİN ELEKTRİK GEZBELİ ÇADIRYERİ |
UMUTPers Sultanı iki adamı ölüme mahkum etmiş.Sultan'ın atını ne kadar sevdiğini bilen mahkumlardan bir tanesi hayatini bağışlarsa bir yıl içinde ata uçmayı öğretebileceğini söylemiş. Kendini dünyadaki tek ucan ata binerken hayal eden Sultan bunu kabul etmiş… Diğer mahkum inanmayan gözlerle arkadaşına bakmış ve "Atların uçamadığını biliyorsun. Nasıl olup da böyle delice bir fikirle çıkabildin ortaya..? Yalnızca kaçınılmazı geciktiriyorsun o kadar." " Pek değil " demiş birinci mahkum. " Kendime dört özgürlük sansı veriyorum. Birincisi : Sultan bu yıl ölebilir. İkincisi : Ben ölebilirim. Uçuncusu : At ölebilir… Dördüncüsü… "Belki ata uçmayı öğretebilirim.".! " UMUTLARIMIZIN HIC TUKENMEMESI DILEGIYLE.. 19:50 - 18/12/2008 - yorum {yok} - yorum yazHAYATINIZ, SEÇTİĞİNİZ KADINDIR..----- Özgün İleti ----- Kimden : "veyis filik" Kime : Gönderme tarihi : 12/12/2008 19:27 Konu : Fwd: FW: HAYATINIZ, SEÇTİĞİNİZ KADINDIR.. Harun Reşit savaşta esir aldığı düşman Generale : - Hayatını bağışlarım ama bir şartım var, der. 'Kadınlar hayatta en çok ne ister?' budur bilmek istediğim. Bu sorunun yanıtını getir kurtar kelleni der General sorar soruşturur bu çetin sorunun yanıtını aramaya başlar ve Kafdağındaki bir cadının bunu bildiğini öğrenir. Günlerce gecelerce at koşturur , cadıyı bulur ve sorar - Kadınlar hayatta en çok ne ister? Korkunç cadı yanıt için öyle bir şart ileri sürer ki yenilir yutulur cinsten değil..... - Evlen benim le!!!!. .... O zaman öğrenirsin ancak istediğini... Bu ölümcül teklifi kabul eder General ve doğru yanıtı alır almaz koşar Harun Reşit'e ve : - Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek ister!. Harun Reşit Generalin hayatını bağışlar ancak cadıyada evlenmek için söz vermiştir. Neyse evlenirler. İlk gece General bir bakar ki , o korkunç cadı dünyalar güzeli bir afete dönüşmüş karanlık odada..Konuşur cadı : - Benim kaderim böyle....Günün sadece yarısı güzel olabilirim, diğer yarısı çirkinim der.Ne dersin? Geceleri seninleyken mi güzel olayım , yoksa gündüzleri dışardayken mi?..... General düşünür ve : - Sen bilirsin kararı kendin ver der... İşte o an korkunç cadı sonsuza dek güzel bir kadın olarak kalır.... Peki bu öyküden çıkarılacak 3 ders nedir??? 1. Kadınlar en çok kendi özgür iradeleriyle hareket etmek isterler. 2.Özgür iradesiyle hareket eden bir kadın her zaman güzeldir. 3. İster güzel olsun, ister çirkin olsun her kadın aslında bir cadıdır. :) Hayatınız seçtiğiniz kadındır....... Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, zeki bir kadına rastlarsanız zekanız gelişir. Hayat kat kattır.Babil'in Asma Bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir ve bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.Ve bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara , gördüğünüz hayat yanınızdaki kadının terası, manzarası ve hayatıdır..... Hayatınız seçtiğiniz kadındır......
19:24 - 18/12/2008 - yorum {yok} - yorum yazsepetteki HUZUR
SEPETDEKİ HUZUR Efendim 2 yıl önce villa inşatlarında teknikerlik yaparken yolumun üzerinde yıpranmış o denlide bakımsız bir çadır vardı,etrafında 2,3 çocuk yalınayak koşuşturuyor gülüp oynaşıyorlardı önceleri o denli dikkatimi çekmedi 1 ,2 geçtikten sonra dikkatim oraya yoğunlaştı. şehirden uzak dağbaşı diyeceğimiz bu alanda ne yaptıkları ama her geçmemde çocukların koşuşturarak çığlıklar arasında gülüşleri kafama yer etmişti..ertesi günü daha alıcı gözle bakmaya başladım sabah erken geçtiğim için bunca sadece bir bayan dışarda ateş yakıyordu çocuklar felan yoktu, akşamı o gün iple çektim desem yalan olmaz , epey yorulmama rağmen onların yanına geldiğimde yorgunluğum merakımın altında ezilip kayboldu ... arabamı yolun kenarına onlara yakın bir yere park ettim ve emin adımlarda yanlarına yanaştım .. etine dolgun esmermi esmer bir adam yere oturmuş öylebir oturmuşki biz evimizde koltuklarda dahi o rahatlığı bulamayız....elinde kamış çubukları sepet yapıyor , yantarafındada kilo bakımından ona daha zıt duruşta esmerlikte yarışan karısı kamışları bir hünerle temizleyip çubuk haline getiriyor kocasının yanına koyuyor ... çocuklar herzamanki gibi çadırın etrafında koşuşturuyor ayaklarında ayakkabı diye birşey olmamasına rağmen oynadıkları oyuna öylesine adapte olmuşlarki dikenler çalılıklar taşlar kayalar umurlarında bile değil.... .Bunlar çogunun abdal dediği sepetçilerdi , Tabiki yaşam olgusu içerisinde hayata adaptede kazanç elde etmede kim aptal kim değil buda bir karanlık fikir benim açımdan .. herneyse konuyu dağıtmayayım ... bu insanların yaşantılarını daha öncede yaylalıklarda görmüştüm , ondan birazdaha rahat hareket etmeye başladım çekimserlik kalmadan.. _selamınaleyküm kolay gelsin _aleykümselam saolasın hoşgeldin kardaş _ hoşbulduk hocam çadıra bir bakabilirmiyim ? _tabi kardaş bak.. adam kıçını bile kaldırmadan beni tanırcasına hiç aldırmadan rahat bir tavır içerisinde karşıladı kadında aynı şekilde birkaç saniye içerisinde çadıra göz attım ve geri döndüm ne kadın nede adam şaşırmıştı çok olağan birşey gibi bende devam ettim ,onlardan biri gibi davranmaya başladım.. _bu sepetleri satıyormusun ? gardaş _evet geçimimiz bu babam _fiyatı ne kadar? _derinliğine genişliğine göre değişiyor _şu yantarafındaki mesela sanki beni daha önceden tanıyor gibi birde fiyatı uygun olur gibi söyler,el işlemeye devam ederken kadın birazdaha gönüllü hoşgörülü ve iştahlı çalışıyor adama bakaraktan _o sana 15 milyon olur _hediye olarak alacağım oluru ne olur acaba hediyeler ucuz olmasımı gerekir bilmem ama tüm alışverişlerde bu şekil pazarlıklar olur işte bende onlardan birini söyledim öylesine ,rastgele etkilide oldu... _ o zaman sen 10 milyon ver yeter abi daha ne diyelim _iyi baba al paranı eline sağlık saolasın... _bişey değil gardaş güle güle yine bekleriz....sepeti arabanın bagajına attım ve eve doğru yola çıktım ,sepet bahane onlara biraz olsun yardımcı olabilmek için aldım , bu ara ağaç direkler ile ayakta duran çadırın içerisinde SANİYELER İÇERİSİNDE GÖRDÜĞÜM küçük tüpten bir löküs direğe asılmış , yataklar minder şeklinde toprak üzerine serilmiş , birkaç tabak kaşık birde islimi isli tencere dikkatimde kalan ne tv, video, müzik seti,ne buzdolabı gardolabı,ne koltuk çekyat masa,ne çamaşır bulaşık makinası , ne vc si banyosu odası hatta bizlerin olmazsa olmazı su, elektrik diye birşey yok .... AMA bizlerin çoğunun hiç tatmadığı bilmediği yaşama başlarken kaybettiği ve birdahada bulamadığı hayatın asıl direği olan çok önemli biRşey vardı
O YIRTIK DöKÜK ÇADIRDA HUZUR VARDI HUZUR saygılarımla huzurlu günlere efem ORDUBEYİ 12:39 - 21/5/2008 - yorum {yok} - yorum yazÜÇ ÖKÜZ HİKAYESİ (şahane bir hikaye)
Zamanın bir vaktinde, memleketin birinde üç öküz varmış. Akça öküz, kara öküz, sarı öküz. Diğer öküzlere hem benzerlermiş, hem benzemezlermiş! Hangi taraflarının benzediği malum.
Benzemeyen yanlarına gelince, birbirleriyle pek dost imişler. Hani, canciğer kuzu sarması dedikleri cinsten. Birbirlerinden hiç ayrılmaz, her yere birlikte giderlermiş. Beraberce otlar, yiyecek sıkıntısı çekseler bile bulduklarını kardeşçe paylaşır, asla dövüşmezlermiş. Bir tehlike ile karşılaştıkları zaman derhal birleşir, iri ve korkunç boynuzlarını kullanarak en azılı düşmanlarını korkutur, yanlarına yaklaştırmazlarmış. Doğrusunu isterseniz, dostluğun çok da faydasını görmüşler. En verimli çayırlara gidiyor, birlikte güzel güzel otluyor, semirdikçe semiriyorlarmış
Çayıra gelince üç ahbap öküzü görmüş, ağzından sular akmış, “Ah, diye söylenmiş. Şunları bir yesem de midem bayram etse!…” Önce adeti üzere kükremiş, sonra öküzlerin üstüne yürümüş. “Günaydın, arkadaşlar nasılsınız?” Padişah hatır sorunca, tabii akan sular durmuş, eğilip saygılarını sunmuş, cevap vermişler: “Sağ olun efendim, çok iyiyiz!” Aslan tekrar seslenmiş: “Değerli arkadaşlar, gelişimi galiba yanlış anladınız, sizi yemek istediğimi sandınız. Asla böyle bir niyetim yoktur. Karnım da zaten pek toktur. Günlerdir sizi gözlüyorum. Dostluğunuza, samimiyetinize hayran kaldım. Yiyecek her zaman bulunur, ama candan bir dost bulmak çok güçtür. Beni de aranıza almanızı, dost olmamızı teklif ediyorum. Sizi hiçbir zaman yemeyeceğime, üstelik bütün düşmanlarınıza karşı koruyacağıma söz veriyorum. Hayvanlar padişahı ile dost olmak istemez misiniz?…” Öküzler, aslanın dostluk teklifine öyle sevinmişler ki, neşelerinin fazlalığından böğürmeye başlamışlar. Bir aslanla üç öküz arasındaki duyulmamış dostluk böylece kurulmuş.
Bir gün, üç gün geçer, aslanın iştahı kabardıkça kabarır, münasip fırsat kollar. Fırsat çıkmayınca, dayanamaz icad eder. Bir gün, akça öküz, çayırın yanındaki dereden su içmeye gitmiş. Aslan, kara öküzle sarı öküze ya nasip demiş ki: “Sevgili arkadaşlar, size büyük bir tehlikeyi haber vermek zorundayım. Akça öküz arkadaşımız yüzünden her gece kötü bir duruma düşüyoruz. Çünkü akça öküz, rengi çok uzaklardan seçildiği için, karanlıkta yerimizi belli ediyor, düşmanlarımızın silahına hedef oluyoruz. Çok düşündüm; yazık ki, başka bir çare bulamadım. Yaşamak istiyorsak, akça öküzden kurtulmamız şarttır. Onu aramızdan atmalıyız. Siz ne fikirdesiniz?”
Kara öküzle sarı öküz boynuz boynuza verip konuşmuşlar. Akça öküz giderse, çayırın kendilerine kalacağını da söyleyememişler ama, hesaba katmışlar. Nihayet; Cevabını vermişler. Arslan teşekkür ettikten sonra,
Kara öküzle sarı öküz, aslanın sözlerini akla yatkın bulmuşlar, akça öküzün yenmesine razı olmuşlar. Aradan beş gün geçmiş, aslan; sarı öküzle tek başına konuşmuş. Aynı hikâye, aynı düzen! Kara öküz de mideyi boylamış. Bir beş gün daha geçmiş: aslan, sarı öküzü almış karşısına. Bir kükremiş “Ey öküz oğlu öküz, demiş, sıranın kendine geleceğini hiç düşünmedin mi?”
Masal böylece bitiyor. Arslan, muradına ermiş, biz kerevetine çıkmışız: öküzler de aslanın midesine inmiş!
Galip Erdem, Mektuplar - Masal Sever misiniz, Devlet Dergisi, 1 Eylül 1969, sf.5 15:08 - 25/4/2008 - yorum {yok} - yorum yazKALP GÖZÜ KAPALILARFOTOĞRAF kısa anlatım
Belki toplumun % 70 i bu kelimenin anlamını bile bilemez.Ezme hı rsıyla dolu ,kişilere saygısız bir toplum haline geldik ,ezileni göremez durumdayız .
Kalp gözü gönül gözüdür bakı lan gözden çok uzaklarda bir gözdür,görülmeyeni gören gözdür.Açı k olması için gönül kapısının açık olması gerekir,gönül kapısı göz kapısından öncedir ince narin bir yapıya sahiptir, herkes onu kullanamaz.Ya sapını kırar ya menteşesini yada tahtasını . Bu gözü açabilmenin yolu duygusal olmakla ,saf hareket, saf düşünce ,saf davranışla yaradana biatla olabilir . Başkasına yapılanı kendinde his eden ,duygunun kendisidir.. İĞNENİN KENDİNE , ÇIVALDIZIN BAŞKASINA BATIRILMASI DEĞİLDİR , Birebir başkasına olanı kendinde kabullenmektir...... Yaradılmış olan her canlıya eşit hareketdirki malı ,mülkü ikinci derecede bilip ,Saf duyguyla ölümü ve yaradanın var olduğunu ,herzaman his etmektir.... 00:58 - 16/8/2007 - yorum {yok} - yorum yazİKİNCİ KATTAN DÜŞEN ADAMFOTOĞRAF kısa anlatım
İNSANIN BAŞINA GELMEZSE BİLEMEZ Efendim adamın biri ikinci kattan sarkarken düşer , komşuları yetişirler kendisine yardım etmeye çalışırlar , Adamın ayağı kolu ve boynu kırıktır ,ayak ile kolu belinin altında, kalmıştır boynuda arkayadoğru ,bükülmüştür. Ambulansa haber verilir .Komşular etrafını sararlar dikkatlice yardıma yanaşırlar komşunun biri kafasını düzeltmek istemiş adam bağıra çağıra terbiyesizce sövmüştür. Diğer bir komşu kolunu arkadan çıkarabilmek için yanaşır daha oynatmayla beraber ,daha ağır hakaretlerle cevap verir yerdeki adam. Diğer bir komşu kanamalı ayağını tamponlamak için yanaşır oda daha dokunur dokunmaz hakaret ve küfüre tabi olur... Komşular kenarda durarak , _ yav kardeşim biz sana yardım etmeye çalışıyoruz sense bize demediğini bırakmıyorsun ,basıyosun küfürü DERDİN ney senin ? ne yapalım biz sana şimdi.... Düşen adamsa _Benim derdimden anca ikinci kattan düşen adam bilir, onu bulun getirin o ne yapacağını bilir..der
Burda anlatmak istediğim ülkemizin durumudur anlayana ...
ordubeyi 16:37 - 18/7/2007 - yorum {yok} - yorum yazŞAHMARAN EFSANESİŞAHMARAN; (YILANLARIN ŞAHI) EFSANESİ
Çukurova köylerinin birinde ,arsızlığı ve topluma karşı olumsuz tavırlarıyla dikkatleri üzerine çeken ,Babası rahmetli olmuş ,annesiyle beraber yaşayan mehmet adındaki çocuk, çıraklık verildiği bakırcıdan ,demirciden,nalbantçıdan ,semerciden V.S.. Dikiş tutturamaz , hatta BU konulardan dolayı annesini aşırı sevmesine rağmen ,o kadarda üzer... Geçimlerinin sağlanması gerekmektedir,annesi evlerinin yanındaki bahçeden ,yetiştirdiği malları pazara götürerek elde ettiği akçelerle ve komşularının yardımıyla evi geçindirmektedir. Neyse gün gelmiş geçmiş mehmet yokluklar içerisinde beklenilenin dışında ,saygılı efendi bir delikanlı olmuş. Annesi artık tarlayla uğraşamaz durumdadır ,Mehmetin annesine bakması gereklidir lakin zamanında hiçbir mesleği öğrenmeyen mehmetin yapacağı tek iş vardır, oda Ormanda merkeple ağaç kesip köylüye satmakdır.öylede yapar . Kendi kafasına uygun birde arkadaşı vardır ,hergün arkadaşıyla sabah ormana merkeplerle ,şarkı türkü söyleye ,söyleye gider geri gelirler, Fazla gelen odunlarıda kasabaya götürürler satarlar.. Yine birgün ormanın derinliklerinde odun yaparken aniden ,toluyla karışık bir yağmur başlar.ortalık kararır yollar seller içinde kalır, mehmetle arkadaşı buldukları bir mağaranın içerisine girerler.
Yağmur durmak bilmez ateş yakıp elbiselerini kuruturlar,yanlarında getirdikleri katıklarını yerler , herbiri bir köşeye çekilirler.
MEHMET can sıkıntısıyla elinde bulunan çöple yere çizikler atarken , mağaranın zeminin düzlüğü dikkatini çeker .Eliyle çizik çektiği toprağı toparlar ve sal şeklindeki tabanın üzerinde ,bazı anlamadığı yazı şekilleriyle karşılaşır. Arkadaşıyla beraber iyice etrafı temizlerler , bu yazıların bulunduğu taşın büyük bir kapak olduğunu görürler. Zor güç kapağı yerinden kaldırırlar,inanılmaz bir durumla karşılaşırlar ,kuyu içi bal doludur.şaşkınlık içerisinde kana kana bal içerler. Daha sonra ne yapacaklarını konuşurlar balı parça , parça satmaya karar verirler . Diğer günler merkepleriyle beraber , küpler getirirler küplerle balı satarlar devamlılığı olduğu için arasıra boşluk verirler..
Artık durumları çok iyidir,maddi manevi sıkıntıları bitmiş bir eli balda misali hayatlarını sürdürürler. zaman gectikçe bal kuyusu derinleşir taban görünür , bal artık küp sarkıtmayla dolmaz olur.. sırayla inerek balı doldururlar... Mehmet kuyuya indiği bir gün arkadaşı onu kuyuda bırakır çeker gider.. mehmet kuyunun içerisinde birkaçgün kalır ,kuyu kenarında bir akrep delikten çıkar,onu öldürür ve o deliğe baktığında içerisinde ,bir ışık olduğunu farkeder.cebindeki çakıyla deliği genişletir. Delik genişledikçe hayreti kat ve kat artar türlü türlü yaratıklar ve hiç görmediği varlıklar ağaçlar meyveler vardır . Bulunduğu yerden deliği Bedeninin sığacağı kadar açar ve dışarı çıkar çıkmaz , yaratıklar tarafından yakalanır... Açlık ve korku içerisinde bayılır....
Gözlerini açtığında baş kısmı çok güzel ve alımlı , gövde kısmı yılan ,ayakları yılan başlarından oluşan bir yaratıkla karşı karşıyadır , mehmete _ korkma korkma diye seslenmektedir .
mehmet kabuslar içerisinde bu güzel sese güvenir ve korkusunu birazdan yener .. Aç olduğunu söyler , öylesine bir sofra hazırlanırki ,mehmet yiyeceğinin iki katını yer , ve olduğu yerde uyur.. Gecesi gündüzü olmayan bu yerin dibindeki sığınakta, bir süre sonra uyanır... ...Yine yanında o bayan başlı yılan , yani şahmaran vardır . Başından geçenleri anlatalarak bırakmaları için Yalvarmaya başlar . şAHMARAN üzülmesine rağmen bu istediğinin olamayacağın söyler... ....Bu yerin insanlar tarafından bilinmemesi gerekir, yoksa hepsinin yaşam hakları elinden alınacağını söylerler...mehmet insanlara söylemeyeceğine dair yeminler eder , tövbeler eder yinede olumsuz karşılanır... ....Böylece burada yıllarını geçirmeye başlar ,zaman zaman , mahluklar uzun süreli uykuya dalmakta , mehmetde bu ortamda aynı olayları yaşamaya başlar , lakin dış hayatı gitgide dahada özler gittikçe zayıflar sessizleşir uykular arasında sayıklamaya başlar en çokta annesini merak etmektedir.
.....Bunun başında hiç banyo yapmaması yağmurda ıslanmaması , güneşte bir süre dolaşmaması gelir , diğer istekler ise kendilerinden hiç bahsetmemesi gibi şeylerdir.... .....Mehmet sevinçten edilmeyecek yeminlerle sözlerle ,dualarla gözleri bağlanır ve kasabaya yakın bir yerde serbest bırakılır...
Doğru evlerine gider ,annesine özlemle ,hasretle sarılır ...uzun ara dışarı çıkmaz ,daha sonraları insanlarla kaynaşır,arkadaşı ise kendisini hiç sormaz aramaz ,bununla beraber hakkında kötü dedikodular eder. zaman geçtikçe mehmet , hiç yaşlılık belirtisi göstermez , olduğu gibi kaldığının farkına varır annesi rahmetlik olmuş ,arkadaşları yaşlanmıştır ,..... zaman olur padişah çok hastalanır ,7 diyardan 7 düvelden hekimler getirilir türlü ilaçlar yapılır çare bulunmaz ,padişahın yanındaki hekimlerden biri çarenin şahmarandan olduğunu söyler ,anca onun bedeninin padişahı iyileştireceğini söyler fakat şahmarananın nerde yaşadığı konusunda bilgi sahibi olan yoktur ..
ŞAHMARANI görenin yaşlanmayacağı ve yıkandığında , derisinin yılan derisine dönüşeceğini söyleyen hekim ,mutlak onu gören biri vardır der ve tellallar çıkarır bütün insanların sırayla hamama sokulması için emir verir ...(bu hamam adana tarsustadır)
Bu haberi duyan mehmet evden çıkmaz saklanır , kasabada banyoya gitmeyen kalmaz arkadaşı , mehmeti görmeyince şikayet eder ve onu evinde saklanırken bulurlar , saraya götürürler zorla banyoya sokarlar , olan olmuştur artık mehmet yapı olarak insan , dış görünüm olarak yılan olmuştur , yinede söylemez türlü işkencelerden geçirilen mehmet dayanamaz ve oraya girdiği kuyunun yerini gösterir . ŞAHMARAN uyumaktadır , yaratıklar katledilir , şahmaran kafeslenir yola çıkılır , saraya yakın yerde kendine gelen şahmaran ,karşısında mehmeti ve yüz ifadesini görünce , herşeyi bilircesine başını sallar yanına çağırır .
mehmet yanına gider şahmaran fısıltıyla beyninin suyunu içmesini kuyruk kısmının suyunu düşmanına vermesini gövdesinin suyunuda tüm hastalara dağıtmasını söyler ... Mehmet ağır hasta olan padişahın yanına çıkar görevi kendinin yerine getirmesini ister PADİŞAH kendine birşey olduğunda öldürülme emriyle , görevi mehmete verir... Mehmet 3 büyük kazan yaptırır şahmaranın kafa kısmını bir kazana , gövde kısmını bir kazana , kuyruk kısmını bir kazana koydurur kaynatır... Kafa kısmının suyundan içer diğer kısmını döktürür , gövde kısmını padişaha diğer hasta olan insanlara tellak aracılığı ile dağıtır , kuyruk kısmını arkadaşına ve ŞAHMARANIN ölümüne sebep olan hekime içirir.... Zaman geçtikçe hasta olanlar padişah başta olmak üzere iyileşir , arkadaşı ve hekim ölür , kendisi ise hertür yaratıkla ağaçlar otlar ,kurtlar , kuşlar , yaratılmış ne varsa hepsiyle konuşmaya başlar ... Bitkilerden ne derde deva olacaklarını öğrenir , onları insanlara yarar şekilde derler , ilaç olarak insanlığa sunar uzun seneler yaşar kitaplar oluşturur , ve mehmet gün geçtikçe hekim olarak evini terk eder dolaşır .. Daha sonraları bitkileri , lokma haline getirir , insanlara zahmetsiz şekilde sunar .....VE bitkilerden ölümsüzlüğü bular , köprüde melekler tarafından ölümsüzlük sayfası adana seyhan nehrine uçurulan ,beyin olarak geçmişi unutturulan LOKMAN HEKİM bu ismiyle hayatımızda halen KOCAKARI ilaçları olarak yer etmektedir .....
saygılarımla ORDUBEYİ ÇİRKİN
14:11 - 25/6/2007 - yorum {1} - yorum yazYAŞANAN ROMANLAR ...YÜZÜK.......KİMSENİN AHI KALMAZFOTOĞRAF,KISA ,ANLATIM
Fatma teyze yaşlılık dönemini yaşayan , senelerden beri dul bir bayandır . Çocukları evlenmiş , dört çocuktan üç tanesi yurt dışında yaşam mücadelesi verirken , bir tanesi de mersinde oturmaktadır ,iki kız iki erkek çocuk sahibi olan Fatma teyze , yazları Maraş ın göksün ilçesine bağlı alıçlıbucak köyündeki evlerinde , kışları da mersindeki kızının evinde ,durmaktadır . Çocukları tüm ihtiyacını karşıladıkları gibi ara sıra parada gönderirler , bunun yanı sıra devletin verdiği yaşlılık maaşı da kendine verilmektedir .
Parasıyla fazla bir şey yapmaz biriktirir , çocukları sayesinde ,kimseye eyvallahı olmadığı gibi , fakir fukarayıda sevindirir , kimsenin hakkını üstünde durdurmaz yerli yerince FAZLASIYLA öder , biraz mertliğinden ,birazda cömertliğinden ,konuşmasını bilir çocukla çocuk büyükle büyük olur , gittiği yerlerde sevilir ,arkadaşsız kalmazdı. O yılda yazı yayladaki evinde geçirdi bahçeyle uğraştı elde ettiği patatesi elmayı cevizi ve köylüden parasıyla aldığı malzemeyi kış bastırmadan karlar toprağa düşmeden toparladı mersindeki kızının yanına gitti . Bir süre kaldı , o dönem içerisinde karlar yağdı , kimileri tarafından sevilmeyen güzelliklerine bulanıp beyaz kefen örtüsü diz boyunu aştı . Malesef bu güzelliklerle , KÖYLERDEN ilçelere , yazları olduğu gibi , gitmek eylence değil , işkence olur . Araç yokluğundan fakirlikten değil , 2002 nin halen bekleneni veremeyen yönetiminden , Şehirlere dahi yapılamayan ; GÜZELİM nimeti bol zengine zenginlik katan TBMM de 550 milletvekili,nin soyunu, sopunu , gelmişini , geçmişini , balla, börekle besleyen , cennet memleketimin yollarının bozukluğundan . NEYSE KİŞİ HAK ETTİĞİ ŞEKİLDE YÖNETiLİRMİŞ. Bizim Fatma teyze mersinde sıkılır ,köyün içine sinmiş uzun süredir çekmediği rezilliğini görmek için kızının ve eniştesinin tüm ısrarlarına rağmen yaşlılık demez kışı geçirmeye karar verdiği köyüne geri döner . Köyde kışları fazla miktarda insan kalmaz çoğunlukla büyük şehirlerde ikinci evleri olan insanlar kışın şehirlere giderler bu yüzden toplam köylü sayısı 50 yi aşmaz . Köylüler Fatma teyzeyi görünce şaşırırlar. İki ayı aşmayan sürede KIZI ile sorun yaşadığını sanarak geri dönüşünü merakla ,ziyaret ederler gecenin bir vaktine kadar otururlar , Bekledikleri gibi çıkmaz ,Fazla laf bulamazlar , Fatma teyze kendi isteğiyle gelmiş , biraz kış ile mücadele etmek ister . Özlemiştir kışın acıtan yüzünü , ,, Bazen acılarla yaşam süreci ; tatlı ortamlarda , acıları özletir . Fatma teyze , o yaşta misafirlerini , olacağından daha iyi ağırlar , gecenin bir yerine kadar sohbet ederler ,sonra insanlar teker ,teker kalkıp evlerine giderler,,,,, Ertesi gün saat ona yakın Fatma teyzenin evine gelen şahıs kapıya vurmasına bağırmasına çağırmasına rağmen, Fatma teyzeden haber alamaz ,muhtara gider ve beraberce kapıyı zorlayarak açarlar . İçeride gördüklerine inanamazlar akşam neşesinden geçilmeyen , Fatma teyze başı yataktan aşağı düşmüş yorganı yarı açık şekilde ölmüştür ,haber kısa zamanda duyulur. Herkes şaşkınlık içerisinde ,Fatma teyzeyi bu karda kışta buralara getiren Azrail,idir sonkez gelip yerini , yurdunu görmüştür ve canını teslim etmiştir , ,, derler. ÖNCE JANDARMAYA haber verilir , sonra tüm akrabaları haberdar edilir , ağıtlar yakılır dualar edilir ,iyi huylarından bahsedilir eski günler yad edilir ,,,,, Yurt dışın da bulunan çocuklarda birgün sonrasında gelirler , normal olduğu kadar sade cenaze töreniyle, azda olsa kışın etkisiyle zorluklar la beraber ,cenaze defin edilir . BU arada cenaze vasıtasıyla uzun yıllar birbirini göremeyen kardeşler , akrabalar hasret gidermek, birazda acıyı paylaşmak, amacıyla yıllarını geçirdikleri evde toplanırlar . Konu içerisinden konu açılır , mersinde oturan , kızı KİBAR , ANNESİNE bir yeşil taşlı yüzük verdiğini Onun da kocasının evlilik yıldönümü hediyesi olduğunu , cenaze emanetlerinin kime teslim edildiğini sorar. Yurt dışında bulunan abisi HALİL ve kardeşi METİN müdahale ederek yeri ve zamanı olmadığını söylerler ,Fakat diğer yurt dışındaki ablaları ZEYNEP , -Burada yabancımız yok ben anneme daha yeni para gönderdim ama annemin üzerinden beş para çıkmamış , şaşılacak birşey işte muhtar burada . KİBAR – Abla ben parayı , annemle beraber çektim , hatta üzerinde,de parası vardı ,bankada kalmasını söyledim , oda köyün karını kışını anlatarak , şehre inip para çekemeyeceğini , alış verişini köylülerin yapması için paranın üstünde olması gerektiğini söyledi . HALİL – Yav böyle şey olurmu cenazeyimi soymuşlar, demek istiyorsunuz . METİN Abi olmaz diye bir şey yok, hepimizde bilirizki annem kimseye eyvallah etmez , parasız insanda değil , hepimizde gönderiyoruz , fazla dallandırmadan , bunun çözümüne bakmamız lazım . MUHTAR – Kardeşim içeri ilk giren benim , hiç bir şeye dokunmadan jandarmayı çağırdık , doktor geldi ,kontrolden sonra TUTANAKLA cenazeyi bize bıraktılar, hanımım üstünü değiştirdi , birşey çıkmadığını söyledi , Belklide anneniz evin bir yerine sakladı diye düşündük . HALİL , -- Annem cüzdan kullanmazdı parayı dürer mendil içerisine koyardı , çoğunluklada yatak aralarına yastık kılıflarına sokardı .Çocukluğumdan beri böyleydi , huyunu değiştireceğini zannetmiyorum .Yarın bir bakarız. KİBAR -Tamamda benim yüzüğü hiç çıkarmazdı, kaybederim diye banyoya bile onunla girerdi, parmağına dikkat ettiyseniz orası, ben beyazdı , onu neden saklasın bunu anlamadım . MUHTAR –Yahu ben çok sıkıntıya girdim kendimi suçlu gibi hissediyorum , isterseniz jandarmayı arayalım , onlar bunun çaresine baksınlar. METİN Öyle şey olmaz , sen rahat ol seni suçlu görsek yanında konuşmayız hem sen bizim akrabamızsın ,kendini el,mi sandın ,,,,, jandarmada olmaz , beş on kuruş için , köyün adını , cenaze soyanlar köyü yapmaya niyetimizde yok ,herhalde. MUHTAR Söylediğiniz miktar az değil , bir aile çalışmadan , rahatlıkla burada iki yıl yaşayabilir o parayla , Öncelikle evi sabaha kalmadan arayalım ,FATMA teyze sakladıysa buluruz ,bulamazsak o zaman bir çaresine bakarız KARDEŞLER Muhtarı onaylarlar ve geceden sabaha kadar , evin içerisini didik , didik ararlar . HALİL in dediği gibi yatak arasında bir miktar para bulurlar , fakat aradıkları miktar değildir , Yüzük,de yoktur cenazenin soyulduğuna kanaat getiriler, lakin Epey yorulmuşlardır , İki gündür uykusuzlardır , uyumaları gerekir ve uyurlar . Öğlen vakti kalkarlar hırsızı bulmak için dört kardeş plan yaparlar , GÖKSÜN Bir ana cadde etrafına kümelenmiş evlerden meydana gelmektedir . üç dört kuyumcusu var, bunlar aynı zamanda dövizde bozmaktalar, ondan dolayı , hırsızın gideceği yer olarak tespit edilir . HALİL –Sizler normal davranışlarınıza ve diyoloğunuza devam edin , bu konudan,da kimseye bahsetmeyin ben akşama gelirim . HALİL , GÖKSÜN de kuyumcuların hepsini gezer , bilgilendirir ihbar edene ,mükafat vereceğini söyler .Biraz alışveriş yapar, dediği gibide akşamüzeri köye döner . Tüm kardeşler hırsızı bulmadan köyü terk etmeyecekler , gerekirse izinlerini uzatacaklardı . Bir haftaya yakın bir sürede umutları gel git arasındayken ,kuyumcunun birinden haber alırlar.!!!! Tüm kardeşler beraberce kuyumcuya varırlar. KUYUMCU -HALİL Bey ,Hoş geldiniz , bana bu yüzük geldi ,bir bakın ,aradığınız bumu acaba ? HALİL –KİBAR ! gel bacım sen bak. KİBAR –Tamam abi , bu benim yüzüğüm HALİL –Kimden aldığını biliyorsun değimli ? ustam . KUYUMCU –Evet iki gün öncede biraz döviz bozdum , yüzüğü alırken kimlik fotokopisi istedim biraz çekimser tavırla ne yapacağımı sordu bende alışlarda mecbur olduğunu söyledim ,oda verdi .İşte burada. Kimlik fotokopisine bakan kardeşler olamaz dercesine , şaşkınlık içerisinde birbirlerine bakarlar …İnanılır gibi değil bu şahıs bir din görevlisi ,toplum tarafından ,sevilen saygı duyulan ,temelinde de, tanınmış bir hocanın öğrencisi !!!!!!!! METİN –Açık seçik bu adamı teşhir etmemiz lazım ,bu adam bunun uzmanı olmuş ,insanların dini inançlarını istismar edip cenazeleri soyuyor , buna seyirci kalıp ,onun suçlarına ortak olamayız . ZEYNEP -Doğru jandarmaya bildirelim , bu normal bir insan değil ,bugün bize yarın ,başkasına yapar. KİBAR -Bence de ; Halil ağabeyi hizmeti karşılığında parada verdik ,,,, değilmi ? HALİL -Siz bilirsiniz ,,!!!! ustam jandarmayı çağırırmısın ? KUYUMCU -Tabiki ! Jandarma kollukları gelir gerekli tutanaklar tutulur .kardeşler Köye gönderilir , din görevlisi yakalanır ,sorguya alınır ….. Konudan habersiz olan köylü ,cenaze evine birikir , hırsızlık karşısında herkes şok olur ,İmkansız karşılanan olayla , Cenazenin acısı unutulmuş şahıs hakkında yorumlar yapılmaktadır.Köylü ve cenaze sahipleri bu beklemedikleri olay karşısında şaşkınlık ve hayretler içerisindedir. Ertesi sabah sürpriz,ler bununla kalmaz.
Köyü jandarma kolluk görevlileri sarmıştır ,ambulanslar ve sağlık görevlileri mezarlığa girerler , ardından tutuklu arabası , arabadan indirilen tutuklu din görevlisidir , Fatma teyze mezardan çıkarırlar , çünkü şahıs onu parası için öldürdüğünü itiraf etmiştir ,o nedenle teşhis ve otopsi gereklidir. YARADAN BİLEN VE GÖRENDİR. ÖLÜM ACIDIR ,ACIDAN DAHA BÜYÜK ACI VARDIR.Kimsenin kanı yerde kalmaz beklenmedik yerden , beklenmedik sonuç çıkabilir .
ORDUBEY İ ÇİRKİN09:50 - 6/5/2007 - yorum {1} - yorum yazBEN ANADOLUYUMFOĞRAF,KISA ANLATIM
kişi kendini ve rabbini tanırsa başkalarının din yorumuna ihtiyaç duymaz kurt kuzuyla gezer...insanı sevmek insana değer vermek, yaradanı sevmek ve değer vermektir........HALKA HİZMET EDEN , HAKKA HİZMET EDER.....Dünya kimselere kalmayacağı gibi ,ülkelerde öyledir...ALLAHIN PEYGAMBERLERİNİN ÇATIŞMASI MÜMKÜNMÜ, ALLAHIN KİTAPLARININ ÇATIŞMASI MÜMKÜNMÜ.......
Bizler ATATÜRK ilkeleriyle , TÜRK anane gelenek görenekleri ön pilanda tutulup yetiştirilen zamana ayak uyduramayan gençler , şimdiki amerikan göreceli yetiştirilen gençlerden çok uzaklarda kaldık. Öyleki döneminde mahalleler tek katlı binalarla , daracık bahçeli evlerle , tv siz , tlf suz, elektriksiz yolsuz hatta susuz mahallelerde yetişirken,komşumuzda ,vede mahallemizde olan olaylardan haberdardık, annemiz babamız , çocuklar arasında sürtüşme olduğunda önce bizlere kızarlar bizleri döverlerdi. birinin çocuğu olduğu zaman , mahalle sakinleri beraberce ona bir isim verirdi ,onun senelik ihtiyacı karşılanır ,hep beraber sevilirdi, bir kişide tlf varsa herkes ondan faydalanır , gecede olsa haber geldiğinde sanki kendi eviymiş gibi girilir görüşülür birde çay kahve içilir eve öyle gidilirdi. cenazelerin düğünlerin gerçek anlamları vardı.Kişiler yalnız akrabalarına bırakılmazdı ,herkes akrabaydı sanki ,,,,bizler GERÇEK kim akarabamız diye..
Bayramlar bir başkaydı, CUMHURİYET bayramında askeri fener alayı vardı geçit töreni yapılır. toplar tüfekler geçerken ağlayan fakat dimdik asker abilerimiz , ÇILGICA alkışlarDIK VEDE gururlanırdık . Ülkemize düşman giremez BEKÇİLERİMİZ ONLAR ,BÜYÜYÜNCE NE OLACAN DEDİLERMİ ASKER ,DİYENİMİZ EPEY VARDI ÇÜNKÜ O DÖNEMLERDE GAZİLER ÇOKTU VE ESKİ OLAYLARI DÜŞMANIN YAPTIKLARINI BİZLERE HATIRLATILARDI .
KURBAN BAYRAMLARINDA Kurbanı herkes kesmezdi , olması gereken gibi ,gücü yeten yetmeyene ocak yakar çağırır, birde evine pay gönderirdi.Kelleler bacaklar ,bumbarlar kadınlar arası ütülenir, temizlenir pişirilirdi.
HELE AŞURE AYINDA Aşure deyincede çocukluk arkadaşlarımla , tahta kaşığı kaptığım gibi evlere girişimiz aklıma gelir.Doyana kadar yerdik bakır kazanlarda pişirilen aşureyi,çitillere koyarlardı evlere dağıtırlardı , tepsilere döker önümüze koyarlardı tahta kaşıkları güle oynaya ,daldırırdık hep beraberce , herkes bereketten bahsederdi , öyle güzeldiki yaşanması şimdilerde imkansız olan o günler ... .Yerli malı haftası vardı , ilkokul dönemlerinde sınıflara şişe içerisinde , devlete ait sek süt ve fiskobirlik fındıkla pasta dağıtırlardı , bizlerde annelerimizin yaptığı pastalardan kömbelerden,böreklerden getirirdik, kardeşçe paylaşırdık.buğdayın yetiştirilmesinden tahıl haline gelişinden un yapımına her ürün anlatılırdı..Becerili olma öğretilirdi....YERLİ malı halkın malı sloğanı atılırdı... HALK ÖNDEYDİ ,ÇİFTÇİ ÖNDEYDİ....
AH CANIM ÖĞRETMENİM RUYALARIMIN SAHİBİ Öyretmen anaydı babaydı , hasta olana koşar , geçmiş olsun derdi ,evlere gidilir öğrenci denetlerdi ,sokakta görse halini hatırını sorardı , fakir olana kendi paralarıyla kalem defter verirlerdi , Ona görede övgü alırlar her ortamda saygı görürlerdi.
BİZLER İSLAMİYETİN RENKLERİNDEN BİRİ OLAN ALEVİ TARİKATINDANIZ ,,,,
EN KARIŞIK SİYASİ GÜNLERDE DAHİ KENDİMİZİ SAKLAMADIK.
SÜNNİ CEMAATİNDEKİ DOSTLARIMIZ , BİLDİM BİLELİ SAYGILARINI BİZE KARŞI EKSİK ETMEDİLER.....
KOMŞULARIMIZIN ÇOĞU SUNNİ İNANÇTA İNSANLAR ....BİZLER KENDİ YAPIMIZI ANLATMAMIZA GERAK DUYMADIK ONLAR BİZLERLE 45 YILDIR BERABERİZ.... YİYECEĞİMİZ İÇECEĞİMİZ BERABER ..DÜĞÜNÜMÜZ BAYRAMIMIZ BERABER...GELENEK GÖRENEKLERİMİZ BENZERLİKLER AÇISINDAN BİRBİRİNİN AYNISI YÖRESEL DEĞİŞİKLER HARİCİ FARKIMIZ YOK ...
ALLAH AYNI ALLAH , BEYGAMBER AYNI ,
BABAMIN 50 YILLIK DOSTLARI GELDİĞİ ZAMAN , NAMAZ VAKİTLERİNDE NAMAZLIĞINI BABAM HAZIRLAR , ONLARDANDA DAHA BİRGÜN BİZİ İNCİTECEK Bİ KELİME DUYMADIK ....
AKRABALARIMIZDAN İLERİDİRLER , BABAM BUNU BABASINDAN GÖRMÜŞ UYGULUYOR .....
BİZDE ONLARDAN BUNUN BOZULMASINA NE OLANAK VERDİRİRİZ , NEDE BÖYLE BİR SÜRECE GİRERİZ........
HER YARADILANIN YAŞAM HAKKI VARDIR BUNU , SONA ERDİRMEK YALNIZ VE YALNIZ YARADANA AİTTİR...
YAŞAYAN KİŞİNİN İNANCI KENDİNE AİTTİR. ..KUL İLE YARADAN ARASINA HİÇ KİMSE GİREMEZ SİZLERDE BUNA .İZİN VERMEYİNKİ İSLAMİYET ÖZÜNÜ KAYBETMESİN. ..İSLAM DİNİ BARIŞ KARDEŞLİK ,HOŞGÖRÜ DİNİDİR....
09:23 - 2/5/2007 - yorum {yok} - yorum yaz
|
Tanım VATAN yuva demek ,yaşam özgürlük , hürriyet demek ,MİLLET birlik beraberlik içerisinde vatanı saydığı toprak üzerinde yaşayanlar demek , ASKER vatanın bütülüğünü birliğini , yaşayanlar adına koruyan demek ....BAYRAK vatanı ülke yapan , o ülkeyi temsil eden göklerin ,semahında dalgalanması gereken ülkeler arası simge demek.. ( LAİKLİK ASLA DİNSİZLİK OLMADIĞI GİBİ,SAHTE DİNDARLIKLA MÜCADELE KAPISINI AÇTIĞI İÇİN ,HAKİKİ DİNDARLIĞIN GELİŞMESİ İMKANINI TEMİN ETMİŞTİR.LAİKLİĞİ DİNSİZLİKLE KARIŞTIRMAK İSTE Ana Sayfa
RESİM ALANI WEB İÇİN KAYNAK MÜZİK PLEYIR YERLEŞTİRME ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DOĞAYA ZARARI ÖNLE DOSTELİ YARDIM DERNEĞİ siteniEĞLENCELİ HALE GETİR TÜKETİCİ KORUMA DERN AŞIK KEMALİ Kategoriler
![]() you-tube ORDUBEYİ
|